Alışveriş Sepeti

Alışveriş Sepetiniz Boş

Ürün Grupları
Markalar
Detaylı Listeleme

Yayınevi :

Yazar :

Ebat :

Kampanyalı Ürün

İslam İlmihali M.Asım Köksal

Ciltli, İthal Kağıt, 384 Sayfa

Kdv Dahil : 13,50 TL
En Beğenilen Ürünler
Fetavayı Hindiyye 2.Ha
Taberi Tefsiri 9 Cilt
Mufassal Tarihçei Haya
Hayat ve Hatıratım - R
Kahramanlık Hikayeleri
İhyau Ulumiddin Bedir
Temellerin Duruşması A
Osmanlı İmparatorluğu
Müzekkin Nüfus Eşrefoğ
Sahihi Müslim Muhtasar
Şamua Elmalılı Hak Din
Ürün Özellikleri - TEFSİR » TAKIM TEFSİR SETLERİ

İsmail Hakkı Bursevi Ruhul Beyan Tefsir 10 Cilt

 Ürün Özellikleri : Ciltli, 1.Hamur, 5.800 Sayfa
 Stok Kodu :
 Yazar : İsmail Hakkı Bursevi
 Yayınevi : Damla Yayınları
 Ebat : 17,5x24
 Kdv Dahil : 165,00 TL
 Stok Durumu : Ürün Stoklarımızda Mevcut 
 Ürünün Ziyaret Sayısı : 9628
Ürüne oy ver : 1 2 3 4 5


                                              

                         Stoktan  aynı  gün kargo ile üç günde elinizde

 

Kitap

:

  Ruhul Beyan Tefsiri

Yazar

:

  İsmail Hakkı Bursevi  (ra)

Tercüme

:

  Heyet

Yayınevi

:

  Damla Yayınları

Etiket Fiyatı

:

  240 TL kdv dahil

Gonca Fiyatı

:

 165 TL kdv dahil

Kağıt - Cilt

:

 1.Hamur Beyaz kağıt  - Lüks Bez Cilt

Sayfa - Ebat

:

 5.800 sayfa  -  17.5x24 cm

Yayın Yılı

:

 2011  - Yeniden gözden geçirilmiş yedinci baskı

 

   

       

       Tercüme Heyeti:

 

      Abdullah Öz, Ali Rıza Temel, Cüneyt Gökçe, Halit Sevimli, Harun Ünal,

      Yard.Doç. Dr.Hasan Hüseyin Tunçbilek, Dr. Hüseyin Kayapınar, İbrahim Tüfekçi, İlyas Karslı,

       Muharrem Önder, Mustafa Aydın, Dr. Süleyman Mollaibrahimoğlu, Yahya Alkın.

 

      Editör ve son kontrol: Mehmet Doğru

 

 

                     Yaratan Rabbinin adıyla  oku .  O, insanı " alak " dan yarattı.

                     Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

 

 

 

         Eksiksiz tüm övgüler; âlemlerin Rabbi olan, hakkı batıldan ayırt ettiren, kitabı indir en Allah'a, salat ve selam da o indir ilen Kur'an'ı bizzat yaşayarak kendi hayatında gösteren, sınır koyma yetkisi kendisine verilen O'nun Rasulüne, ehli beyte ve ashabına olsun. Amin

 

          

 

      Bu tefsiri niçin almalıyım? Bu tefsirde başta müfessirlerin üstadı sayılan İbn Abbas olmak üzere müfessir sahabi ve tabiînin sözlerine yer verilmiştir. Taberî, Maturîdi, İbn Atiyye, Razî, Kurtubî, Beyzâvî, Süyûtî ve Ebu’s-Suud gibi meşhur müfessirlerin tefsirlerinden alıntılar yapılmış ve âyetleri açıklayan hadislerden, meşhur tasavvuf erbabının sözlerinden faydalanılmıştır. Dinî şuur veren kıssalar kaydedilmiş, en önemlisi âyetlerden çıkarılması gereken dersler “Bil ki… akıllı insan vs.” gibi girişlerle pek güzel belirtilmiştir. Bu tefsir, şimdiye kadar Türkçeye hiç tercüme edilmemiştir. Bu tefsir, irşad yönü güçlü, tasavvufî yönüyle gönülleri doyuran, sağlam kaynaklara dayanan bir eserdir. İsmail Hakı Bursevî Hazretleri’nin Rûhu’l-Beyân isimli büyük tefsiri rivayet, dirâyet ve işaret yollarını cem’eden bir tefsirdir. Kendisi bu milletten olduğu hâlde tefsirini Arapça-Farsça yazan İsmail Hakkı Merhumun ilim ve irfanından, bu milletin çocuklarının istifade edememesi şüphesiz bir mahrumiyet idi. Artık değil!.. Allah’ın kitabı Kur’an’ın manasını ve hayatıma nasıl etki etmesi gerektiğini öğrenmek için bu tefsiri almalıyım.

 

 

             SUNUŞ

 

 

Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahîm ve Din Günü'nün sahibi olan, insanlar için yol gösterici ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delillerini içeren Kur'ân'ı bize gönderen Allah'a sonsuz hamdederim.

 

Hak Kitab'ı bize tebliğ eden, Kur'ân'ca yaşamayı bizzat hayatıyla bize öğreten, böylece her iyi şeyde bize en güzel örnek olan sevgili Peygamberi­miz, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)'ya, onun âl ve ashabına, en de­rin ihtiramla, salât ve selâmlarımı arzederim.

 

Kur'ân, Allah kitabıdır. Biz de Allah kulları. Rahman ve Rahîm olan Al­lah, bize merhamet ederek, biz kulların doğru yoldan sapmaması için, Pey­gamber göndermiş, onun vasıtasıyla da Kur'ân-ı Kerîm'i bildirmiştir. Kur'ân'a sarılan, haktan sapmaz, doğruluktan ayrılmaz. Bunu sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesi'nde ne güzel dile getirir: "...Size bir emanet bırakıyorum. Ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet, Allah Kitabı Kur'ân'dır..."

 

Kur'ân'ı okumak, anlamak ve ona göre yaşamak her Müslümanın, hatta her insanın, vazgeçilmez görevidir. Kur'ân'ı anlamak için tarih boyunca âlimlerimiz eserler vermişler, tefsirler yazmışlardır. Allah, onların hepsinden razı olsun. Ancak çoğunlukla bu tefsirler, sanki ilim adamları için yazılmış gibidir. Kur'ân'daki incelikler, yüce anlamlar, çeşitli konulardaki hükümler açıklanmış, fakat bundan kişinin çıkaracağı dersler okuyucuya bırakılmıştır.

 

İşte, İsmail Hakkı Bursevi hazretlerinin "Ruhu'l Beyan tefsiri” bu boş­luğu doldurmaktadır. Ayetler, tefsir ilminin gereklerine göre açıklandıktan sonra kişinin bundan alacağı dersler, "Bil ki..., akıllı insan... vs." gibi girişler­le pek güzel belirtilir. Bu özelliği ile Ruhul Beyan Tefsiri , halkımız için bü­yük bir irşad kaynağıdır. Konular, getirilen temsiller ve anlatılan hikâyelerle büyük bir açıklığa ve anlaşılırlığa kavuşmaktadır.

 

Ruhul Beyan Tefsiri, zamanımızın yaşayan âlimlerinden M. Ali es-Sâbûnî tarafından "Tenvirü'l-Ezhân min Tefsir-i Ruhi'l-Beyan" adıyla ihti­sar edilmiştir. Eserde geçen hadislerin tahrici yapılarak kaynaklan belirtilmiş ve Bursevi'den günümüze kadarki zaman içerisinde tefsir âlimlerince tenkid edilen zayıf rivayetlerden arındırılmıştır. Böylece Ruhul Beyan, kolay anlaşı­lan, irşad yönü güçlü, tasavvufî yönüyle gönülleri doyuran, sağlam kaynakla­ra dayanan bir tefsir hüviyetine kavuşmuştur.

 

Buraya kadar saydığımız gerekçelerle tercümesine ve yayınlanmasına karar verdiğimiz "Tenvirü'l-Ezhan min Tefsir-i Rûhi'l-Beyan"ın Türkçeye çevrilmesinde ve yayına hazırlanmasında hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamış, hataları asgarî seviyeye indirmek için her türlü tedbir alınmaya çalışılmış, halkımızın tefsiri kolayca okuması ve rahatça anlaması için bütün teknik imkânlardan yararlanılmıştır.

 

Şöyle ki:

 

1- Tefsire ait metinler, sûre sûre, konusunda ehil, Arapça ve Türkçe'ye hâkim kişilerce Türkçe'ye çevrilmiştir. Her sûrenin başında, o sûreyi Türkçe­ye çevirenin adı belirtilmiştir.

 

2- Türkçeye çevrilen sûreler, bu konuda belirli bir tecrübe sahibi olan sayın Yüksel Kanar tarafından redaksiyona tabi tutularak üslup birliği sağlan­maya çalışılmıştır.

 

 

3.  Halkımızın kolayca okuması ve anlaması için âyet metinleri dışında Arapça metin konulmamıştır. Tefsiri yapılan âyetleri açıklayıcı diğer âyetlerle, hadisler ve şiirlerin Türkçesi verilmiştir. Ancak bu âyetlerin, hangi sûrenin kaçıncı âyeti olduğu parantez içerisinde belirtilmiş, hadislerin kayna­ğı dipnotlarda gösterilmiştir. Yalnız tefsiri yapılan bir grup âyet içerisinde tekrarlanan bir âyet veya âyetin bir bölümünün âyet ve sûre adı belirtilmemiş­tir.

 

4- Tefsirde geçen hadislerin kaynağına ulaşılabilmesi için, o ciltte geçen hadis metinlerinin başlangıç bölümü, ciltteki sayfa numaralan ile birlikte, her cildin sonuna konmuştur. Aynı şekilde her cildin sonuna, o ciltte geçen şiirle­rin Arapça metinleri de konulmuştur.

 

5- Tefsiri yapılan âyet bölümleri siyah harflerle dizilmiş, açıklayıcı âyetler ve hadisler beyaz italik punto ile dizilerek hem müellifin tefsirinden kolayca ayırdedilmesi, hem de tefsiri yapılan âyet ile açıklayıcı âyetler ve ha­dislerin birbirlerinden ayırdedilmesi sağlanmıştır.

 

 

6- Aranılan sûre ve âyete kolayca ulaşabilmek için tek rakamlı sayfalar­da üstte bulunan çizginin ortasında tefsiri yapılan sûrenin adını ve sûre numa­rasını belirttik. Aynı sayfanın üst sol köşesinde, o sayfada tefsiri yapılan âyetin numarasını yazdık. Çift rakamlı sayfanın üst köşesine de tefsiri yapılan sûre ve âyetlerin kaçıncı cüzde olduğu belirtilmiştir.

 

7- Yukarıda açıklandığı şekilde dizilip, tashihleri yapılan Türkçe metin­ler, Arapça metinlerle birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Mer­kezi Müdürü sayın Dr. Durak Pusmaz ile Haseki Eğitim Merkezi öğretim üyelerinden sayın Dr. Hüseyin Kayapınar'ın tetkiklerine sunulmuştur. Bu de­ğerli ilim adamlarımız, Arapça eserin asıl metni ile Türkçe tercümeyi, cümle cümle karşılaştırarak -varsa yapılmış olan tercüme hatalarını, yanlış anlama­ları- tashih etmişlerdir. Böylece Ruhul Beyan Tefsiri, Fatiha Sûresi'nden Nâs Sûresi'ne kadar kontrolden geçirilmiştir.

 

 

8- Haseki Eğitim Merkezi müdür ve öğretim üyelerinin kontrolünden ve tashihinden geçen bu metin, ayrıca Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi muhterem Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocamızın tetkikine sunulmuştur.

 

9- Bütün bu safhalardan sonra, daha çok bir okuyucu sıfatıyla, tarafım­dan bir kere daha dikkatle okunmuş, gerek teknik açıdan, gerek anlam bakı­mından gözden kaçan eksikliklerin giderilmesine çalışılmıştır.

 

Böylece Şeyh Muhammed Ali es-Sabûnî'nin 6.2.1992 tarihli Türkçeye tercüme için verdiği izin yazısındaki: "...Diğer taraftan terceme konusunda çok hassas ve dikkatli davranılmasını da, tefsir muhteviyatından herhangi bir kaybın olmamasını da dilerim... Terceme esnasında Arap diline gerçekten va­kıf hocalardan yararlanılsın..." tavsiyelerine titizlikle uyulmuştur.

Bu tefsiri Türkçeye kazandırmak için bize izin veren muhterem Şeyh Muhammed Ali es Sabuni'ye şükranlarımı arz ederim.

 

Bu çalışmanın düşünce safhasından sonuna kadar destek ve yardımlarını esirgemeyen, tefsir doktoru, Süleymaniye Camii İmam ve Hatibi sayın Süley­man Mollaibrahimoğlu'na, eserin tercümesine katılan bütün değerli arkadaşla­rıma ayrı ayrı teşekkür ederim.

 

Bu güzide tefsiri tercüme edenlerin, baştan sona Arapça metinleriyle karşılaştırarak gerekli tashihleri yapan başta Dr. Durak Pusmaz olmak üzere değerli hocalarımızın ve emeği geçenlerin her birine teşekkür ederim.

 

Ruhul Beyan Tefsiri için yapılan bu çalışmayı metinleriyle karşılaştı­rarak kontrol edip, "Rûhu'l-Beyân ve Muhtasarı Üzerine" başlığıyla bir takriz yazısı lütfeden Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi muhte­rem Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocamıza teşekkürü borç bilirim.

 

Dört yıla yakın hummalı bir çalışma ile Türkçeye kazandırmak ve Müs­lüman halkımızın istifadesine sunmak için gösterdiğimiz bu gayretleri, Rabbimin "Mal ve evlâdın fayda vermeyeceği bir günde..." (Şuara: 88) bana âhiret azığı kılmasını diliyor; bu hizmetleri salih amellerimden, rızasına uygun işler­den ve ömürlerin sonuna dek iyilikleri kalıcı olan güzelliklerden kılmasını yü­ce Mevlâ'dan niyaz ediyorum. Tevfik, Allah'tandır.

 

 

DAMLA YAYINEVİ 

Mehmet DOĞRU 

Emekli Eminönü Müftüsü

27 Recep 1415 / 30 Aralık 1994

  

 


                            TAKRİZ

 

                           RUHUL BEYAN VE MUHTASARI ÜZERİNE

 

Dünyamızın en büyük denizi Büyük Okyanustur ve bu denizin üzerinde gemilerin geçmediği nice yerler, derinliklerinde, hiçbir dalgı­cın ve denizaltının göremediği nice manzaralar vardır. Allah Kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'i bir denize benzetecek olsak, bunun derinlik ve büyüklüğü karşısında okyanuslar bir avuç su olamaz. Sahâbe-i Kiram devrinden başlayarak günümüze kadar gelip geçmiş binlerce âlim, müfessir, bu uçsuz bucaksız denizi keşfe çıkmışlar, her biri hazırlık, âlet ve istidadına göre bu keşiften nasiplerini almış ve ümmete aktar­mışlardır; ancak keşfedilen, edilemiyene nisbetle denizden damla me­sabesinde kalmıştır.

 

"Bikr-i fikri kâinatın çâk çâk oldu fakat Perde-i ısmette kaldı ma'nî-i Kur'ân henüz."

 

İlâhi Kelâm'in tecellîgâhı olan Kur'ân-ı Kerîm'i anlayıp anlatmak üzere hareket edenler, üç farklı yoldan yürümüşlerdir: Dirayet yolu, rivayet yolu ve işaret yolu.

 

1. Dirayet yolu: Akıl, dilbilgisi ve diğer ilimler ile ilgili âyet ve


hadîslere dayanarak Kur'ân-ı Kerim'i anlama ve açıklama yoludur. Zemahşerî'nin Keşşafı, Razî'nin Mefâtîhu'l-Ğayb'ı, Elmalılı M. Hamdı Yazır'ın Hak Dini Kur'an Dili isimli tefsîri bu yol ve usûlün seçkin ör­nekleridir.

 

2.  Rivayet yolu: Bu yolu takip edenler, vahiy kaynağına dayan­mayan bir açıklamanın muteber olamıyacağı -hatta bazılarına göre ri­vayete dayanmayan rey tefsiri caiz olmadığı- için açıklamada Hz.Peygamber'e ait olduğu bilinen veya muhtemel bulunan rivayetlere dayanmışlar, Kitâb'ı bu malzeme ile açıklamaya çalışmışlardır. İbn Cerîr et-Taberî'nin Câmi'u'l-Beyân'ı, Süyûtî'nin ed-Durru'l-Mensûr'u bu nev'in örnekleridir.

 

Şevkânî'nin Fethu'l-Kadîr isimli tefsirinde yaptığı gibi bu iki usûlü ayrı ayrı, fakat birbirini bütünler şekilde kitabına alarak tefsir yazanlar da olmuştur.

 

4.  İşaret yolu: Bu yolu daha ziyade tasavvuf mesleğine müntesip olanlar takip etmişlerdir. Burada işaret, Allah Teâlâ'nın müfessire lütfettiği ilham ve keşif mânasına gelmektedir. Söfî müfessir, gönlünü, usûlüne göre, Feyyâz-ı Mutlak'a açmakta, oradan gelen ilham ile âyetleri anlayıp yorumlamaktadır. Şüphesiz bu yolu takip edenler de yeri geldikçe dirayet ve rivayetten faydalanmışlardır. İşaret yolu ile tef­sir yazanlar arasında Sülemî (Hakaiku't-tefsîr), Kuşeyrî (Letâifu'l-işârât), Muhyiddîn b. Arabî (Kehf sûresine kadar yetmiş ciltlik tefsiri), Ni'metullah Nahcevânî (el-Fevâtihu'l-İlâhiyye) gibi zatlar vardır. Âlûsî'nin Rûhu'l-Me'ânî isimli tefsiri, dirayet ve işaret yollarını -birbirine karıştırmadan- ihtiva eden bir tefsir nev'idir.

 

5- Bursalı İsmail Hakkı Hazretlerinin Ruhul beyan isimli büyük tefsîri de dirayet ve işaret yollarını cemeden bir tefsir sayılabilir. Siste­matik olmamakla beraber Müfessir, bu eserinde yeri geldikçe dirayet usûlünü kullanmış, fakat daha ziyade irşad ve işaret cihetine ağırlık vermiştir. Onun amacı, irşad olduğu için, eline geçen malzemenin sıh­hati veya makuliyetinden ziyade maksada uygun olup olmadığına, an­latmak istediğini anlatmaya yardımcı olup olmayacağına bakmıştır. Bu yüzden tefsirinde uydurma, akla ve mantığa sığmaz haber ve hikâyelere de yer verdiği olmuştur. İşte bu cihet, onun tefsirini okur­ken ve tavsiye ederken hep dikkat edilen ve dikkat çekilen bir kusur olarak görülmüştür.

 

Çağımızın gayretli ve irfanlı âlimlerinden Sâbûnî, bir tavsiye üze­rine Ruhu'l-beyan'ı ele almış, uydurma ve hurafe kabilinden olan na­killeri ayıklamış, sahih rivayetlerin kaynaklarını tesbit etmiş, fazla gör­düğü kısımları atarak, tefsiri kolay okunur hale getirmiştir. Bu arada belki farsça bilmediği için farsça yazılmış kısımları da atmıştır. (Keşke bunları da tamamen atmak yerine ayıklamaya tabi tutsa idi.) Bu haliy­le "Tenvîru'l-Ezhân min Tefsîri-Ruhi'l-Beyân" adını verdiği tefsir, yine de Bursevi'nin irfan ve ilhamını aktaran, okunması kolay, mah­zurları bertaraf edilmiş bir eser kılığına girmiştir.

 

Kendisi bu milletten olduğu halde tefsirini Arapça-Farsça yazan İsmail Hakkı merhum'un ilim ve irfanından, bu milletin çocuklarının is­tifade edememesi şüphesiz bir mahrumiyet idi. Damla Yayınevi 'nin himmeti, mütercimlerin meşkûr gayretleri, bu mahrumiyete son ver­miş, Bursevi'nin irfan çeşmesinden, Türkçe okuyanların da nasip al­malarını mümkün hale getirmiştir. Görebildiğim kısımlarda, tercüme­nin oldukça sade ve metne uygun olması, çoğu yerde tercüme kok­maması da değerli bir kazanç olmuştur.

 

Bütün emeği geçenleri tebrik ediyor, Yüce Kitabımızı anlama gayretine bu eserin de önemli bir katkısı olmasını Mevlâ'dan diliyo­rum.

 

 Prof. Dr. Hayreddin KARAMAN

 

 

 


                            İSMAİL HAKKI BURSEVİ VE RUHUL BEYAN TEFSİRİ

 

A.  Hayatı:

 

Ruhul Beyan Tefsiri 'nin müellifi İsmail Hakkı, daha ziyade kaynaklar­da İsmail Hakkı Burûsevî b. Mustafa İstambûli diye geçmektedir. Babası Mustafa efendi, İstanbul'da çıkan büyük bir yangın sonucu varını yoğunu kaybettikten sonra İstanbul'u terkederek Edirne civarındaki Aydos kasabasma yerleşti. İsmail Hakkı o yıl, yani hicrî 1063 (M. 1652) yılının Zilkade ayında, bir pazartesi günü bu kasabada dünyaya geldi. Bir nevî hal tercümesi olan "Kitâbu's-Silsile" adlı eserinde soyu Hz. Peygamber'e kadar dayandırılmakta­dır.

 

Bursevi, şeyhi Adapazarlı Osman Fazlı'nın tavsiyesi üzerine çok genç yaşta meşhur âlimlerden Abdulbakî Efendi'den sarf, nahiv, mantık, ilm-i beyân, fıkıh, tefsir ve hadis dersleri aldı. Tahsilini bitirdiği zaman ise henüz yirmi yaşında idi. Şeyhi Osman Fazlı'nın daveti üzerine İstanbul'a gelerek muhtelif camilerde bir süre vaizlik yaptı. Daha sonra 1675'de vaizlik görevini sürdürmek üzere Üsküp'e gitti. Orada altı yıl kadar irşad faaliyetleriyle meş­gul oldu.

 

Osmanlı âlim, müfessir ve şeyhleri içinde eserlerinin çokluğuyla tanınan İsmail Hakkı 1685'de Osman Fazlı'nın tayin etmesiyle Bursa'ya giderek Celvetiye Tekke'sine şeyh oldu. Celvetî tarikatine mensup olduğundan dolayı ay­nı zamanda "Celvetî" lakabıyla da tanınır. Bursa'da verdiği tefsir dersleriyle büyük şöhret kazandı. Hayatının yirmi üç yılını alan "Ruhu'l-Beyan" isimli dört cildlik kıymetli tefsirini de burada yazdı.

 

1700 ve 1711 yıllarında iki defa hacca giden müfessir Bursevî, ilk sefe­rinde eşkiyanın saldırısına uğrayıp soyuldu ve canını zor kurtararak Şam'a iltica etti. Daha sonra oradan Bursa'ya döndü. Gördüğü birtakım rüyaların tesi­rinde kalarak 1717'de tekrar Şam'a gitti. Orada üç yıllık süre içerisinde on ka­dar eser telif ettikten sonra, büyük bir yurt hasreti ile İstanbul'a geldi. 1720-1722 yılları arasında Üsküdar'da ikamet ederek Ahmediye Camii'nde vaizlik yaptı ve bu arada tasavvuf ve ahlâk üzerinde pek çok eser yazdı. Bir aralık Magosa'ya sürgün edilen şeyhi Osman Efendi'yi gidip ziyaret etti. Daha sonra Sultan Mustafa devrinde iki sefer savaşa katıldı, bir süre de Mısır'da kalarak oradaki âlimlerden istifade etti.

Hareketli bir hayat geçiren İsmail Hakkı, İstanbul'dan son olarak Bur­sa'ya döndü. Bütün kitaplarını vakfederek bir kütüphane kurdu ve eşyalarını vârisleri arasında taksim etti. Geriye kalan bütün serveti ile de bir cami ve bir tekke inşa ettirdi. "Cami-i Muhammedi" adını verdiği cami halen mevcuttur.

 

Bursevî, son günlerini eser yazarak geçirdi ve "Kitabu'n-Netîce" isimli eseri ile çok verimli ilmî hayatını kapayarak hicrî 1137 (M. 1725) yılında öl­dü ve vasiyeti üzerine Tuzpazarı civarındaki tekkesine defnedildi. Sultan II. Abdulhamid Han'ın yakınlarından Hacı Ali Paşa tarafından hem türbesi hem de cami tamir ettirildi. Kabrinin üstü açık olup etrafında ve üstünde demir şe­bekeler vardır.

 

"Kebş-i ruhum Hakk'a kurbân eyledim" mısraı ile mezar taşında yazılı olan şu mısra vefat tarihini (h. 1137) göstermektedir:

 

Hak hak diye azm eyledi Hakkı Efendi cennete (1)

İsmail Hakkı'nın Bursa hakkında bir kıt'ası:

 

Aceb midir hayât-ı nev (yeni hayat) bulursa mürde-diller

 (ölü gönüller) anda,

 

Hakikat mezhar-ı enfâs-ı rûh-i kudsdür Bursa.


Nice gencîneler (hazineler) pinhân (gizli) eylemişdir kudsiyâtında,


Der-âguş ey'leyüb (sarmaş dolaş olup) anlarla dâim ünsdür

(alışıktır) Bursa.

 

 

 1- İsmail Hakkı Bursevî'nin hayatı için bkz. el-Bağdâdî İsmail Paşa, Hediyetü'l-Ârifîn, İstanbul 1901, el, s.219;Bursalı Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, İstanbul 1333, c.l, s.28; Hayreddin ez-Zirikli, el-A'lâm, (2. baskı) c.l, s.309; İslam Ansiklopedisi 5. cild, İstanbul 1950, "İsmail Hakkı Maddesi"; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi Tabakatü'l-Müfessirîn, İstanbul 1974, c.2, s.712; Ömer Rıza Kehhâle, Mu'cemû'l-müellifîn, Beyrut, ts. c.2, s.266; Şemseddin Sami, Kâmûsu'l-A'lâm, İstanbul 1899, c.2, s.950.


 

Mısralarından:

 

Her mekân bir Tûr olur gerçek münacaat ehline.

 

Eserleri:

 

Osmanlı Devleti'nin yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden, ilim adamla­rından ve tasavvuf ehlinden olan İsmail Hakkı'nın, kayıtlarda yer aldığına gö­re yüz altı kadar eseri vardır. Bunların en önemlileri Arapça olup altmış kada­rı ise Osmanlıcadır. O dönemde Arapçanın medrese dili olmasına rağmen eserlerinin bir kısmını Osmanlıca yazması ve imkân nisbetinde sade bir dil kullanması kayda değerdir. Sözü edilen eserlerin altmış kadarı tasavvuf ve ahlâk konusunda, yirmi altısı şerh ve geri kalanları ise tefsir, hadis, kelâm ve nahiv konularına aittir. Bir de divanı vardır.

Bursalı Mehmet Tahir Efendi, "Osmanlı Müellifleri" isimli kitabında müellife ait yüz küsur eserin adını zikretmiştir. Bu eserlerin çoğu risaleler ha­lindedir ve otuz yedi kadarı ise muhtelif tarihlerde basılmıştır. Elyazması ha­linde bulunan eserleri de muhtelif kütüphanelerde, özellikle İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi'nde nüshaları bulunmaktadır. Başta Rûhu'l-Beyân(2) ol­mak üzere Divan (İstanbul 1288), Furûk (İstanbul 1310), Kitabu'n-Netîce (İs­tanbul 1290), Kitabu'l-Hitâb (İstanbul 1293), Makalât (İstanbul 1288), Mes­nevi Şerhi (İstanbul 1287), Pend-i Attar Şerhi (İstanbul 1267), Şerhu'l Kebâir (İstanbul 1257) önemli matbu eserleri arasında yer alır. (3)

 

 

B.   Ruhul-Beyan Tefsiri:

 

 

İsmail Hakkı Bursevi 'nin eserleri arasında özel bir yeri ve değeri olan Ruhul Beyan Tefsiri, onun ilmî alandaki kudretinin ve telif sahasındaki be­cerisinin bir örneğidir. Kuşkusuz tefsir sahasında kendi dönemine kadar pek çok eser verilmiş, Kur'an'ın anlaşılması ve daha iyi kavranması, mana ve maksatlarının yüce idraklere sunulması için usûl, metod ve ağırlık noktası açısından birbirinden farklı tefsirler ortaya konulmuştur. Nitekim müfessirlerden kimi dile ve edebiyata, kimi dilbilgisine, kimi kıraat yönüne ya da rivaye

 

 

Bu tefsirin aslı dört cilt olup yine dört cilt halinde hicrî 1255, 1264, 1287 tarihlerinde Mısır Bulak Matbaası'nda; 1285 ve 1286'da İstanbul Matbaa-i Amire'de, 1389'da da yine İstan­bul'da on cilt halinde basılmıştır.

3 Eserler hakkında bilgi için bkz. Bursalı Mehmed Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, c1,s.30; el-Bağdâdî, Hediyyetü'l-Ârifîn, c.l, s.219; Süleymaniye Kütüphanesi Müellif Katalo­gu, Bursevî maddesi.



ve dirayete ağırlık vermiştir. Kısacası, her müfessir anlayış, kapasite ve ihti­sas sahasına göre Kur'an'ı tefsir etmiş ve ilk dönem müfessirlerinden aldıkları ilhamla ufuklarını aydınlatmışlardır. Tefsir sahasında kaleme alınan ve ansik­lopedik bir özelliğe sahip olan Ruhul Beyan Tefsiri yirmi üç yıl gibi uzun bir sürede hazırlanarak ilim hayatına sunulmuştur. Aşağıda belirtilmeye çalışılan hususlar bu tefsirin özelliğine dair bir fikir vermektedir.

 

 

               Tefsirin metodu:

 

Bursevi, İslâm âleminde yeterince tanınan ve tefsir sahası ile ilgilenen­ler arasında önemli bir yer işgal eden Ruhul Beyan Tefsirinin önsözünde kaydedildiğine göre pek çok eserden yararlanarak bu tefsiri kaleme almıştır. Metod olarak, umumiyetle diğer tefsirlerde görüldüğü gibi âyetler, bölümler halinde zikredilerek ardından tefsir edilmekte, bazen de önce kelimelerin iza­hı yapılarak daha sonra açıklamaya geçilmektedir. Hem rivayet hem de dira­yete yer verilen bu tefsirde, başta müfessirlerin üstadı sayılan İbn Abbas ve diğer müfessir ashabın, tabiin sözlerine müracaat edilmiş; Taberî, Maturidî, İbn Atiyye, Razî, Kurtubî, Beyzavî, Suyutî ve Ebu Suud gibi meşhur müfes­sirlerin tefsirlerinden alıntılar yapılmış ve kaynaklar zikredilmiştir.

 

Öte yandan, âyetlerin daha iyi anlaşılmasında da önemli derecede rol oynayan nüzul sebeplerine, yeri geldikçe temas edilmiş ve ilgili rivayetler di­le getirilmiştir. İsmail Hakkı, Hanefî mezhebine mensub bir müfessir olması hasebiyle ahkâm âyetlerinin tefsiri esnasında öncelikle Hanefî'nin görüşünü zikretmiş olmakla birlikte diğer üç mezheb imamının görüşlerini de kaydet­meyi ihmal etmemiştir. Lügat, nahiv bilgisine ve az da olsa kıraat yönüne ih­tiyaç nisbetinde eğilmiş, teferruata ve farklı görüşlere fazla yer vermemiştir. Kelimelerin izahında Ragıb İsfahanî'nin "el-Müfredât" isimli eserinden bolca nakiller yapmıştır.

 

Bunun yanında âyetlerin anlamı ve maksadın daha iyi anlaşılabilmesi için gerek görüldükçe âyet ve hadislerden örnekler verilmiş ve tasavvuf saha­sında ün yapmış kişilerin sözlerinden nakillerde bulunulmuştur. Tabir caizse bu metodla taşın gediğine oturtulmuş olduğu söylenebilir. Aynı zamanda, tef­sirle ilgisi olsun veya olmasın ruh ve dînî heyecan veren kıssalar, cezbedici hikmetli sözler kaydedilmiş ve yer yer tavsiyelerde bulunulmuştur. Tasavvufa dair "et-Te'vilâtu'n-Necmiyye" isimli eser tasavvufla ilgili konularda müfessirin adeta temel kaynağı olmuştur.



Diğer taraftan, Ruhul Beyan Tefsiri 'nde Arapça şiirler yanında Farsça şiirlere ve açıklamalara da oldukça yer verilmiş, müfessirin özlü bilgi ve tavsiyeleri daha ziyade "Bil ki" mesajı ile sunulmaya çalışılmış ve "Keşşaf" isimli tefsirde sık sık rastlanan "Şöyle dersen cevap olarak ben de şöyle de­rim" metodu aynen uygulanmıştır.

Kısacası Ruhul Beyan Tefsiri, zayıf hadislere, tefsirle ilgili olmayan açıklamalara ve asılsız hikâyelere yer vermesi yüzünden eleştiriye uğraması bir tarafa bırakılacak olursa her yönden istifadeye ve takdire şayan bir tefsir­dir; tefsir bilgisi yanında ruh ve dinî heyecan veren önemli bir kaynaktır.

 

 

MUHAMMED ALİ es-SABÛNÎ ve TENVÎRU'L-EZHÂN MİN TEFSİR-İ RÛHİ'L-BEYÂN

 

 

Daha ziyade Sabûnî diye bilinen Muhammed Ali, Şeyh Muhammed Ce­mil'in oğludur ve 1930 yılında Suriye'nin Halep şehrinde dünya'ya geldi. Hüsreviye İlahiyat Lisesini başarıyla bitirdikten sonra Suriye Vakıflar Bakanlı­ğınca Ezher Üniversitesi'ne gönderildi. Orada, 1952'de İlahiyat Fakültesi'nden iyi bir derece ile mezun olan Sabûnî, 1954 yılında da mastır çalışmasını ta­mamladı. Bir süre Suriye'de öğretmenlik yaptıktan sonra öğretim üyeliği için Mekke'deki Ummu'l-Kura Üniversitesi'ne davet edildi. Burada Kur'an ilimleri tefsir ve hadis sahasında yirmi beş yıl kadar hizmet vererek pekçok öğrenci yetiştirdi. Bir süre önce de aynı üniversiteye bağlı "İlmi Araştırma ve İslâm Kültürünü Yaşatma Merkezi"ne geçti. Çalışmalarını halen sürdürmektedir.

 

Zamanımızın çok değerli ilim adamlarından olan Sabûnî'nin Kur'an ilimleri, tefsir ve hadis alanında yirmi beş kadar eseri vardır. Tenviru'l-Ezhân isimli bu tahkîk ve muhtasar eserinden başka Safvetu't-Tefasir ismiyle tab edilen üç cildlik tefsiri, Muhtasar İbn Kesîr, Muhtasar Taberi ve Ahkâmu'l-Kur'an önemli eserlerinden bir kaçıdır.

 

 

Tenvîrul-Ezhân Min Tefsir-i Rûhil-Beyân

 

Bu tefsir, adından da anlaşılacağına göre Ruhul Beyan Tefsiri 'nin muh­tasarıdır. Orijinal   olarak dört cilt halinde bulunan Ruhul Beyan Tefsiri,


 

Sabûni'nin önsöz'de belirttiği gibi içinden farsça şiir ve izahlar çıkarılmış, za­yıf rivayetler ayıklanmış ve tefsirle ilgisi olmayan bazı açıklamalardan ve sözlerden arındırılarak tahkik edilmiş, hülasa eleştiriye mahal kalmayacak şekle sokularak yine dört cilt halinde basılmıştır.

 

Yeni bir hüviyetle istifadeye sunulan, ilim ve yayın hayatına kazandırı­lan Ruhul Beyan Tefsiri ile ilgili böyle bir çalışmanın gerekli oluşuna yıllar önce temas eden son devrin büyük âlimlerinden merhum Ömer Nasuhi Bil­men, bu tefsirde bir kısım zayıf hadislerin, fazlalık denebilecek açıklamaların ve asılsız hikâyelerin yer aldığını belirtmiş ve şöyle demiştir.: "Tefsir, bu il­letlerden arındırılmış olsaydı elbette kıymeti bir kat daha artar, bazı kimsele­rin tenkidine hedef olmaz ve adeta kendi tarzında eşsiz bir tefsir olurdu."(4)

 

İşte Sabûnî beklenen ve özlenen bu çalışmayı başarı ile tamamlamış, ilmî usûl ve metod çizgisinden hareketle eldeki bu tefsiri ortaya koyarak ona "Tenvîru'l-Ezhân min Tefsiri Rûhi'l-Beyân" adını vermiştir.

  

4- Bkz. Ömer Nasuhi Bilmen, Tabakâtu'l-Müfessîrîn, c.2, s.714.

 

 

 

                  GİRİŞ

 

Hamd, kitabımız Kur'an-ı Kerim'i düşünen akıl sahipleri için bir hatır­latma, uyarı ve gerçekleri bildiren bir kitap olarak indiren Allah'a aittir. Salât ve selâm, kendisine hikmet bahşedilen, hak ile bâtılı birbirinden ayırma özel­liği verilen, okuma ve yazması olmayan, aslen Arap olan Peygamber Efendi­miz Hz. Muhammed'e olsun. Yüce Allah, o Peygamber'i, kendisine en yüce değeri, en hikmetli gerçekleri vererek üstün kılmıştır. Onun aile halkına, pâk ve temiz olan ashabına, kıyamete dek iyilik ve güzellikle ona uyan herkese de salât ve selâm olsun!

 

Ruhul Beyan, değerli âlim, İsmail Hakkı b. Mustafa el-İstanbûlî'ye ait bir tefsirdir. Bu âlim, hicrî 12.yy. bilginlerindendir. Tefsiri de tanınmış tefsir­lerden olup, İslâm dünyasındaki ilim adamları yanında iyi bir yere sahip bu­lunmaktadır. Gerçekte bu tefsir, oldukça hacimli ve büyük ankislopedi niteli­ğindedir. Yazar bu eserinde tefsirin yanısıra oldukça geniş rivayetlere, haber­lere, hikmetli sözlere, öğüt ve faydalı kıssalara yer vermiştir.(1)

 

İsmail Hakkı Arapçayı iyi bilmesi yanında, Farsça ve Türkçeyi de çok iyi bilmektedir. Bu bakımdan o, eserinde Farsça birçok sözlere ve şiirlere de yer vermiştir. Böylece kitap tüm bu özellikleriyle oldukça hacimli bir ansik-

1- Yazarın biyografisi için bkz. Zerkeşî, A'lâm, 1/313; Yusuf Serkis, Mu'cemu'l-Matbuat, 1/44İ; Bağdadî,İzahu'l-Meknûn, İsmail Hakkı, H.1063-M.1652/H.1137, M.1724 yıllan ara­sında yaşamıştır. Allah rahmet etsin.


 

 lopedi niteliği kazanmıştır. İşte bunun için bu kitabı okumak ve tetkik etmek insana ağır gelmektedir. Gerçi onun tefsirinde oldukça değerli ve eşine az rastlanan bilgiler bulunmaktadır. Fakat bunlar oldukça geniş bir yer tutan na­killer, bir yığın önemsiz bilgiler, zaruret olmadığı halde dile ve gramere ait farklı görüşler ve daha bunun gibi birçok şeyler arasında kaybolmuş gitmiştir.

 

Bu yüzden, Cidde'den Kur'an'a ve Kur'ân ilimlerine hizmetin önemini kavramış olan ve birçok hayırlı işi gerçekleştirmede rol oynayan kimselerden Şeyh Abdullah Ebu'l-Hasan -Allah bu zatı dünya ve âhirette mükafatlandırsın- bu kitabın bir ayıklanmaya tabi tutularak kısaltılmasını ve yepyeni bir biçimde sunulmasını istedi. Eser ancak böylece her guruptan hal­kın yararlanabileceği bir tefsir halini alacaktı. Bu önemli işin yapılmasıyla da beni görevlendirdi. Şüphesiz böyle bir hizmetin gerçekleştirilmesi, insanın yıllarını alabilecek bir çabayı göze almayı gerektirir. Allah'a dayanıp güvene­rek bu işi üstlendim ve O'nun ömrüm sona ermeden bu hizmeti tamamlamak konusunda bana yardım edeceğine güvendim ve bu tefsirde aşağıda kısaca ar-zedeceğim yolu izledim:

 

1-  Ayet-i kerimelerin tefsirinde en güçlü ve tercihe değer görüş ve delil­leri seçtim.

 

2-  Farsça tüm ibare ve ifadeleri çıkardım.

 

3-  Hadisler ve diğer nakillerdeki bütün zayıf rivayetleri ayıkladım.

 

4-  Tefsirde yer alan hadislerin tahricini yaparak kaynaklarını gösterdim.

 

5-  Gramer açısından kalması gerekli olanları da aynen bıraktım.

 

 

Allah'dan bu hizmetimi rızasına uygun kılmasını, tüm müslümanların ondan yararlanmasını, aynı zamanda bunu, gerçekten iyi ve güzel ameller ve hizmetlerde bulunanların, infak sahiplerinin sevaplarının ayarında koymasını diliyorum. Çünkü Allah, gerçekten işiten ve duaları kabul edendir.

 

Salât ve selâm, kulu, elçisi, Efendimiz Hz. Muhammed'e, aile halkına, tüm ashabına olsun. Hamd da âlemlerin Rabbi Allah'adır.

 

20.Şaban.l404 Mekke-i Mükerreme

Şeyh Muhammed Ali es-Sabûnî

Mekke-i Mükerreme Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi Profesörü 


 


 

                                 ÖNSÖZ

 

 Kendi mükemmel zatına ait hakikatlerinin nüshasından, türlü türlü âlemleri ve değişik alâmetleri ortaya koyan, kendi feyzinin nurundan türlü harfler, kelimeler ve cümleler çıkaran, cem ve tenzih makamından, kusursuz olarak Arapça Kur'an'ı indiren ve onu hüccet ve delilleri açık bir şekilde tüm zamanlarda kalıcı bir mucize kılan Allah'a hamd olsun.

 

Salat ve selâm, ilim, müşahede ve hakikat noktasında rahmet kapısını açan Efendimiz Muhammed (s.a.v.)'e olsun. O, henüz Âdem (a.s.) su ile ça­mur arasında iken, peygamberdi.

 

Onun ehl-i beytine, Kur'an ahlakıyla ahlâklanmış olan ashabına, kıya­mete kadar iyilik ve güzellik üzere onun yolunda ve izinde yürüyenlere de salât ve selâm olsun.

 

Asıl konuya gelince:

Allah'ın rahmetine muhtaç fakat samimi, kötülüklerden kaçan -Allah onu zamanın tüm fitnelerinden korusun- bu fakir kul İsmail Hakkı der ki:

Bana, zamanının şeyhi ve ilim sultanı, değerli ilim adamı, döneminin hücceti ve saygın kişisi olan İstanbul'da oturan şeyhim ve hocam İbn Affan'ın adaşı (yani, Osman) efendim -Allah gizlide ve açıkta ona da bana da yardım etsin- benim Bursa şehrine taşınmam konusunda bir işarette bulunmuştu. Ben, meşhur Bursa Ulu Camii'nde vaaz etmek durumunda kaldım... Bu arada Anadolu'nun bir kısmını gezmem esnasında birçok tefsir kaynaklarından ve ilim kitaplarından alınmış bazı sayfalar derledim. Bunlar Kur'an sûrelerinden Âl-i İmrân sûresini biraz aşan kısımları ihtiva ediyordu. Bilgiler, oldukça uzun açıklamalar ve dağınık ifadeler şeklindeydi. İşte ben bunları ifrat ve tef­ritten ayıklayarak, özet bir bilgi sunmak istedim. Aynı zamanda bana ihsan edilen bazı bilgileri de bunlara katmayı ve bütün bunları düzgün bir şekilde sıralamayı edebî bir kalıba dökmeyi -her ne kadar fazla bir bilgim yok, gü­cüm yetersiz ise de- Allah bana fırsat verirse Kur'an-ı Kerîm'in sonuna kadar götürmeyi ve bu çok önemli işi bitirmeyi, istedim. Haftalar ve aylar içinde yazdıklarımı, satır aralarındaki karalamaları insanların istifadeleri için temize çekmeyi arzu ettim ki, "mal ve evladın fayda vermeyeceği bir günde" (Şuara: 88) âhiret azığı olsun.

 

Allah'tan, bu hizmetimi salih amellerimden, rızasına uygun işlerden, ömürlerin sonuna dek iyilikleri kalıcı olan güzelliklerden etmesini diliyorum. Doğrusu Allah bir kuluna iyilik dileyince, onun hizmetini halka iyi gösterir ve onu hayır işlemeye lâyık olanlardan yapar. Bu, başa göre gözün değeri gi­bidir. Allah, feyzi bol, yüce ve münezzeh olandır. Herkese iyiliği ve rahme-tiyle muamele buyurandır.

 

 

İsmail Hakkı Bursevi

 

 


                                                   İSTİAZE

 

 

«Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım»

 

"İstiaze", yani "eûzü" çekmekdeki hikmet, izin istemek ve kapıyı çal­maktır. Çünkü harhangi bir devlet büyüğünün kapısına gelen kimse, onun iz­ni olmaksızın içeri giremez. Kur'an okumak isteyen kimse de, sevgili ile baş-başa konuşmaya girmek istemektedir. Dolayısıyla dilini temizlemek ihtiyacındadır. Çünkü çoğu zaman dil, olmayacak sözler ve iftiralarla temizliğini yitirmiş, kirlenmiş olabilir. İşte onun temizlenmesi ancak Allah'a sığınmakla, yani "eûzü" söylemekle sağlanabilir.

 

Nitekim marifet sahipleri şöyle derler: "Bu kelime, gerçekten Allah'a yaklaşmak isteyenlerin başvurduğu bir araç, O'ndan korkanların tutamağı ve sevenlerin latifeleşmesidir. Kısaca bu, Allahü Teâlâ'nın şu âyetine uymak ve bağlanmaktır: "Kur an okuduğun zaman, o kovulmuş şeytandan Allah'a sı­ğın." (Nahl: 98)"

 

İstiaze (eûzü), müslümanların cumhuruna göre, Kur'an okumaya başlanmadan önce söylenir.(1) Çünkü âyetteki "okuduğun zaman" ifadesi, "okumak istediğin zaman" anlamındadır. Bu da örfî hakikat yerine geçen çok yaygın bir yorumdur. Diğer taraftan cumhurun tercih ettiği görüşe göre istiaze, "eûzübillahimineşşeytanirracîm" cümlesidir. Her ne kadar "esteîzübillah" , Rabbimizin, "İsteız" (sığın) emrine uygun olduğu için, dil açısından daha mu­vafık ise de, bu rivayet açısından daha güçlüdür.

 

Ayrıca Cebrail'in, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e getirdiği ilk şey istiaze ile besmele'dir. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: "Rabbinin adıyla (besmele ile) oku." (Alak: 1)

 

"Eûzü", sığınıyorum, sarılıyorum, korunmak istiyorum ve yardım dili­yorum gibi anlamlara gelir. Avz ve iyaz kelimeleri, tıpkı oruç anlamına ge­len savm ve sıyâm kelimeleri gibi birer masdar, yani kök fiildir. Bir kimse­nin "eûzü" demesi, yaptığı bir işi haber vermesi (ihbârî)dir ama, "Ya rabbi beni koru" anlamında (inşâî)dir. Burada, inşâdan, ihbara yönelişinde, olacak şeyde, hayır ummak gibi bir fayda vardır. Bundaki sır, kul ile Rabbi arasında bir ahdin ve anlaşmanın varlığıdır. Nitekim Allah şöyle buyuruyor: "...Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vadettiklerimi vereyim..." (Ba­kara: 40)

 

Kul burada adeta: "Ben, beşerî eksikliğime rağmen kulluğumun gereği olan sözümü yerine getirdim ve "eûzü billah" veya "estağfirullah" dedim. O halde sen, tüm kerem ve lütfunla, üstün bağışlamanla, Rab olarak verdiğin sözü kesinlikle yerine getirmeye ve beni korumaya daha layıksın demektedir.

"Billahi..." Allah kelimesinin herhangi bir türevi yoktur. Bu işin erbabı­nın görüşü budur. Çünkü hiçbir kimse yüce Allah'ı künhüyle bilemez, buna imkân yoktur.

 

İstiaze; sıfat, fiil ve zat'la ilgili olmak üzere üçtür. Nitekim Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Senin gazabından rızâna, cezalandırmandan af­fına sığınırım. Nihayet senden yine sana sığınırım." (2)

 

İstiaze için yüce Allah'ın isimleri arasından "Allah" ismi seçilmiştir.

 

 

1 İsmail Hakkı merhum burada, eûzü'nün Kur'an okuduktan sonra söylenmesini savununlara işaret ederek, onlara cevap vermektedir. Ayrıca "okuduğun zaman" ifadesinin anlamının "okumak istediğin zaman" anlamına geldiğine dikkat çekmektedir. Bu tıpkı: "Ey iman edenler! Namaz kumaya kalktığınız zaman..." (Mâide: 6) âyetine benzemektedir. Bunun anlamı, "sizler abdestsiz olduğunuz zaman namaz kılmak istediğinizde..." demektir.

 

2 Müslim, Salât,222; Ebu Davûd, Salât, 148; Tirmizî,Deâvât, 75; İbn Mâce, İkaîme, 117.

 

Çünkü bu isim, istiâzenin her türünü kapsar.

 

"Şeytandan"', Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılan şeytandan, Allah'a sı­ğınırım. İbn Abbas (r.a.)'tan rivayete göre, "şeytan, isyana kalkışınca, lanete uğratıldı ve şeytan oldu."

 

İbn Abbas'ın bu ifadesi, Allah'ın lanetlemesinden sonra şeytan isminin verildiğini gösteriyor. Daha önce ismi Azazîl'di. Burada, kendisinden sığını­lan şey; alay etmek, kötülük ve dedikodu yapmak, vesvese vermek gibi şeyta­nın zarar ve kabahatleriyle kayıtlanmamıştır ki, onun tüm şerlerinden sığınıl­mış olsun.

 

"Ravdatu'l-Ahyâr" isimli eserde: "Şeytanlar erkek ve dişidirler, doğar­lar, fakat ölmezler, ebedîdirler. Cinlerin, erkek ve dişileri vardır, bunlar do­ğar ve ölürler. Meleklerin ise erkeklik ve dişilikleri yoktur, doğurmazlar, yiyip içmezler" deniliyor.

 

Böylece şeytan ve cinlerin gerçek ve var oldukları anlaşılmaktadır. Cin­lerin varlığını felsefeciler, tıp bilginleri ve benzerlerinin cahillerinden az bir güruh inkâr etmiştir. Allah şöyle buyurmaktadır: "(...Hz. Süleyman yere yıkı­lınca) anlaşıldı ki, cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kal­mazlardı." (Sebe: 14)

 

Cinler gerçekten ateşten yaratılmış varlıklardır. Çeşitli şekil ve surete girebilme gücüne sahiptirler. Meselâ, yılan, akrep, köpek, at, katır ve merkep şekillerine girebilirler. Cinler de akıllı ve bilinçli varlıklardır. Oldukça ağır iş­ler yapabilme gücüne sahiptirler. Hz. Süleyman için kaleler, heykeller, ha­vuzlar genişliğinde leğenler ve sabit kazanlar yaparlardı.(3)

 

Burada "şeytan"la, iblîs ve yardımcıları kasdolunmaktadır. Bu ismin; in­sanlar ve cinlerden, doğru yoldan saptıran azgın ve haddi aşanların hepsi hak­kında kullanıldığı da söylenmektedir. Nitekim şu âyet bu gerçeği dile getiri­yor: "... insan ve cin şeytanlarını... " (En'âm: 112)

 

"Er-racîm", lanete uğratıldığında, göklerden melekler tarafından atılan, ya da şeytan göğe çıkmaya kalkıştığında, gökyüzünün alevli ateşleri ile ora­dan uzaklaştırılıp atılan manasınadır. "Racim", şeytan için kötü bir sıfattır. Kur'an'da, şeytanla ilgili olarak daha birçok kötü isimler ve yerilmiş nitelik-

 

 3-  Burada: "Onlar Süleyman'a, kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden. sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı" (Sebe: 13) âyetine işaret vardır.



 ler vardır. İşte onun tüm kötülüklerini ifade eden kelime, "Racim" dir. Çünkü bu nitelik, şeytanla ilgili tüm cezaları kapsar. Bu nedenle, başlangıçta onun birçok isim ve nitelikleri arasından, bu özelliği taşıyan böyle bir kelime se­çilmiştir.

 

Gerçek anlamda istiâzenin ortaya çıkması, yalnızca sözle mümkün ol­maz. Bunun yanında kalbin de bu söze kesin bir şekilde katılması, sözün, fiil ve davranışlara uygun olması, dilin "Allah'a sığınırım" derken fiil ve davra­nışlarının "şeytana sığınırım" dememesi gerekir. Aksi takdirde bu, isyan ve azgınlık konusunda şeytanla işbirliği anlamına gelir.

 

Şeytandan istiazede Allahü Teala dışında başka bir şeyden korkmayı or­taya koymak söz konusudur, dolayısıyla bunun da kulluğun ihlali anlamına geldiği söylenebilir. Buna cevap olarak şöyle deriz: Düşmanı, düşman bilmek sevginin pekiştirilmesi, Allah'tan başkasından Allah'a yönelmek kulluğun tamamlanması, Allah'ın emirlerine sarılmak taatın öne geçirilmesi demektir. Allah'tan korkmayandan korkmak da çaresizliği ortaya koymaktır. Nitekim "Allah'tan korkuyorum" demek, O'nun azabından ve öfkesinden korkuyorum, demektir. "Allah'tan korkanlardan korkarım" sözüyse, onun bedduasından korkarım, "Allah'tan korkmayandan korkarım" sözü de, onun kötü fillerinden korkarım anlamındadır.

 

Tefsir-i Kebir'de anlatıldığına göre "Eûzübillah" kişinin tüm iyilikleri kazanıp bütün tehlikelerden kurtulması için yaratılandan yaratana ve nefsi için sonsuz ihtiyaçlarından kurtulup, kamil anlamda Hak zenginliğine yönel­mesidir. "O halde Allah'a koşun..." (Zariyat:50) âyetinin sırrı da bunda yatar. Yine onda, Allah'ın huzuruna varabilmek için acizliği kabul etmekten başka bir yol olmadığına delâlet vardır. Acz, varılacak makamların en son noktası­dır.

 

Hasan (Basrî) şöyle der: "Bir kimse gerçek anlamda Allah'a sığınır ve bunu kalb huzuruyla yerine getirirse, Allah, onunla şeytan arasında üç yüz perde oluşturur, engel meydana getirir."

 

Şeytan, oburca yeme ve içme yoluyla insan tabiatına musallat kılınmış­tır. İnsan oburluğu bıraktığı takdirde, midesinin ve nefsinin şehvetini önlemiş olur. İnsan midesine ve beline sahip olursa, şeytan onu etkileme fırsatı bula­maz.

Nefsin ıslahı da, ancak beş vakit namazı kılmakla sağlanabilir. Çünkü namazın farz oluş nedeni, nefsin ıslahı ve eğitilmesidir. Namaz sayesinde in­san şu üç lezzeti alır:

 

a)  En büyük ve yüce Melikin önünde ellerini bağlamak,

b)  O'nun için rükûa varmak

c)  O'na secde etmek.

 

Nefis, boyun eğmek, huşu ve tevazu ile ıslah olur.

 

Anlatıldığına göre İblis aleyhi'l-lâne, dünyayı her gün elleri üzerinde ha­vaya kaldırır ve şöyle seslenir: "Kim, kendisi için zarar verip yarar sağlama­yan dünyayı satın alacaktır?" Dünyaya bağlı olanlar: "Biz" diye cevap verir­ler. Ancak şeytan: "Acele etmeyin hele, onun bir kusuru vardır" der. Onlar, "önemi yok" derler. Şeytan, "dünyanın değeri altın ve gümüş değil, onun fia-tı, cennetteki hissenizdir. Ben dünyayı şu dört şeye karşılık satın aldım: Al­lah'ın laneti, gazabı, azabı ve O'nun emirlerini çiğnemek ve yasakladıklarını yapmak. İşte ben, cenneti verip bunları aldım" der. Dünyaya gönül verenler de: "Bu bizim için kabul edilebilir ve geçerlidir" derler. Şeytan yine kendile­rine: "O halde beni bu konuda kârlı kılmalısınız. Kalblerinizi bu söyledikleri­me öylesine açacaksınız ki, size söylediklerimin dışında bir başka şeye kesin­likle kulak asmayacaksınız" der. Dünya bağlıları da; "Dediklerini aynen uy­gulayacağız" cevabını verirler. İşte böylece şeytanın kendilerine sunduğu şeyi alırlar. Şeytan bunun üzerine: "Ne kötü bir ticaret" der.

 

Hz. Peygamber (s.a.v.)'e, şeytanın verdiği vesveseden sorulmuş, o da şu karşılığı vermiştir: "İşte bu, imanın tâ kendisindendir." (4)  Yâni, içi bomboş olan bir eve hırsız girmez.

 

Anlatıldığına göre, Horasanlı bir adam, Irak'a doğru yola çıkmış ve ora­daki âlimlerin birine gidip gelerek ondan dört bin hikmetli hadis öğrenmiş. Sonra da ülkesine dönmek için hocasından izin istemiş. Hocası kendisine:

4- Müellif hadisi böyle zikretmiştir. Hadisin aslı, Müslim'in Sahih'indedir. Abdullah b. Mes'ûd'dan rivayet edilen hadiste, Rasûlullah (s.a.v.)'a vesvese konusu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Bu, sırf imandır." Hadisin bir başka rivayeti de şöyledir: "Ashab'tan bazıları Rasûlullah'a gelerek: "İçimizden öyle şeyler geçiriyoruz ki, herhangi birimiz bunu söylemeyi bile büyük bir günah sayar" dediler. Rasûlullah (s.a.v.): "Gerçekten bunu hissettiniz mi?" diye sordu. Onlar da "Evet" dediler. Rasûlullah (s.a.v.): "Böyle bir şeyi içinizde hissetmeniz (yani büyük bir günah olarak kabul etmeniz) imanın tâ kendisidir" buyurdu. Müslim, iman, 209-211.

 

"Sana öyle bir kelime öğreteceğim ki, bunlar senin öğrendiğin hadislerinden de hayırlıdır" demiş. Bunun ne olduğunu sorduğunda, hocası: "Horasan'da İb­lis var mı?" diye sormuş. Adam da "evet" demiş. Hocası devamla: "Peki size vesvese verir mi?" demiş. Adam yine "evet" demiş. Hocası: "Peki onun ves­vesesi karşısında ne yaparsınız?" diye sorunca, adam, "reddederiz" demiş. "İkinci defa vesvese verirse?" ne yaparsınız, "yine reddederiz" demiş. Bunun üzerine hocası: "Eğer Allah düşmanı size eziyetlerde bulunur, sizi Allah'a ita­atten geri bırakırsa, onun vesvesesini geri püskürteceğiz diye zaman harca­mayın. Ona karşı tıpkı yabancının çoban köpeğine karşı takındığı gibi, bir ta­vır takının, Allah'a sığının. Çünkü bu da, köpeklerden bir köpektir."

Allah onun tuzağından ve kötülüğünden bizi ve sizi korusun. ( ruhul beyan tefsir 10 cilt kitap, oku, kitabı, online satın al, yayın, kitab, ruhul beyan tefsir ucuz, dini kitap, uygun fiyat, kitabı,  islami kitap  satış, gonca kitabevi,  İslam, onlıne satış,damla yayınları ruhul beyan , muhtasar ruhul beyan )

 

 

 

 

 

 

 

 

  Ruhul beyan tefsiri nin tanıtımı sona erdi.

 

Bankasya (Sadece Asyacard Geçerlidir)
Taksit Sayısı (Ay) Aylık Taksit Tutarı  Toplam Tutar 
2 82,50 TL  165,00 TL 
3 55,00 TL  165,00 TL 
Ürün hakkında henüz bir yorum yapılmamış.

Ruhul Beyan Kuran Meali ve Tefsiri, Cilt 18

1.Hamur Şamua, Bez Cilt, 592 Sayfa

Kdv Dahil : 21,50 TL

Hak Dini Kuran Dili Elmalılı Tefsir, Merve Yayın

1.Hamur sarı şamua, 10 cilt

Kdv Dahil : 110,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri, 24. Cilt, Osmanlı Yayın

1.Hamur Sarı Şamua, Ciltli. 902 sayfa, cilt 24

Kdv Dahil : 25,00 TL

Zadul Mesir Kuran Tefsiri - 6 Cilt

1.Hamur sarı şamua, 6 cilt, 3.600 sayfa

Kdv Dahil : 108,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 20.Cilt - Ömer Faruk Hilmi

1.Hamur sarı şamua, Lüks ciltli, 700 sayfa

Kdv Dahil : 24,00 TL

Ebussuud Tefsiri, 12 Cilt

2.Hamur, 12 Cilt, 5.902 Sayfa

Kdv Dahil : 340,00 TL

Ed Dürrül Mensur Fit Tefsir bil Mesur - Suyuti

1.Hamur beyaz kağıt, 9.000 Sayfa,16 cilt

Kdv Dahil : 259,00 TL

Hak Dini Kuran Dili Elmalılı Kuranı Kerim Tefsiri Şamua

1.Hamur sarı şamua, 10 lüks cilt, 6.000 sayfa

Kdv Dahil : 117,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 17.Cilt

1.Hamur beyaz, 600 Sayfa, Ciltli

Kdv Dahil : 21,50 TL

Ruhul Beyan Tefsiri - 23. Cilt

1.Hamur sarı şamua, ciltli, 1.120 sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Nüzul Sıralı Hayat Kitabı Kuran - Mustafa İslamoğlu

1. Hamur, Bez Cilt, 1.022 Sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Fi Zilal il Kuran Tefsiri Büyük - 16 Cilt

1.Hamur sarı şamua kağıt, 16 Cilt, 8.879 Sayfa

Kdv Dahil : 179,00 TL

El Esas Fit Tefsir - 1.Hamur - Şamil

1.Hamur beyaz kağıt, 16 cilt, 8.664 sayfa

Kdv Dahil : 237,00 TL

Kısa Surelerin Tefsiri Mehmet Okuyan - 4 cilt

1.Hamur şamua, bez cilt, 4 cilt, 2.109 sayfa

Kdv Dahil : 59,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri Tercümesi 17.Cilt

1.Hamur sarı şamua kağıt, ciltli, 648 sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Ruhul Beyan Kuran Meali ve Tefsiri 12 Cilt

1.hamur beyaz, ciltli, 624 sayfa

Kdv Dahil : 21,50 TL

Amentü Şerhi - Numan Kurtulmuş

Bez Ciltli, 2. Hamur, 450 Sayfa

Kdv Dahil : 14,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 22. Cilt

1.Hamur sarı şamua, Ciltli, 1.152 sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL

Geylani Tefsiri - 6 Cilt

1.Hamur sarı şamua, 3.364 Sayfa, 6 Cilt, Bez Cilt

Kdv Dahil : 143,00 TL

Fi Zilalil Kuran Tefsiri 16 cilt

1. Hamur Beyaz Kağıt, 16 Cilt, 8,879 Sayfa

Kdv Dahil : 115,00 TL

Taberi Tefsiri - 9 Cilt - Şamua

1.Hamur şamua , 5.160 sayfa, 9 cilt

Kdv Dahil : 149,00 TL

Füyuzat Tefsir - Şemseddin Yeşil

2. Hamur kağıt, 7 Cilt, 3.507 Sayfa

Kdv Dahil : 83,00 TL

Nesefi Tefsiri Tercümesi

1.Hamur, 10 Cilt, 5.984 Sayfa

Kdv Dahil : 159,00 TL

Ruhul Beyan Tefsiri 19. Cilt

Ciltli, 1. Hamur Sarı Şamua, 860 Sayfa

Kdv Dahil : 25,00 TL
Üye Paneli
Link Sepeti
 ÜYELiK HAKKINDA
 BANKA HESAP ALIŞVERİŞ ÖDEME
 GARANTi VE iADE :
 KARGO VE TESLİMAT :
 SATIŞ SÖZLEŞMESİ :
 HAKKIMIZDA :
 GÜVENLİĞİNİZ BİZİM İÇİN EN ÖNEMLİ :
 GÜVENLİ ALIŞVERİŞİN İPUÇLARI :
 GÜVENLİ ALIŞVERİŞ
 MÜŞTERİ YORUMLARI
En Çok İzlenenler
Rastgele Ürün

İslam Fıkhı Ansiklopedisi 10 Cilt küçük boy

Ciltli, İthal Kağıt, 2.El, Az Kullanılmış, Temiz

Kdv Dahil : 63,00 TL
Haber Merkezi
Editörün Seçimi